İnsan İlişkilerinin Zemini ve Yalnızlık

İş birliği ve Rekabet (2):


Neden ortaklıklar kurarız? kitabının giriş bölümünde yazar, ortaklıklar kurmamızın altında yatan psikolojik süreçlere niyet paylaşımı diyor. Başkalarıyla niyet ve yükümlülük paylaşımı, yardımlaşma gibi amaçlar etrafında bir araya geldiğimizi vurguluyor. Bir sonraki bölümde yardımlaşmanın detaylarına girerek; mallar, hizmetler ve bilgi üzerinden üç tip yardımlaşma türü (insan özgeciliği) olduğunu aktarıyor:

• Yiyecek gibi mallar üzerinden yapılan özgecilik ya da yardımlaşma (cömertlik).

• Bir kişiye ulaşamadığı bir şeyi gidip getirivermek türünden özgecilik (hizmetler).

• Başkalarıyla bilgi ve tutum üzerinden paylaşımda bulunma (bilgilendirici özgecilik). Dedikodu da buna dahildir.

Bu arada özgecilik, bir bireyin diğeri için fedakarlıkta bulunmasıdır.

Yardımlaşma davranışının çocukluktan itibaren doğamızda olduğunu, hatta bebekler 14-18 aylıkken ortaya çıktığını söylüyor. İnsan bebekleri, 12 aylıkken bile bir ödül beklentisi olmadan birbirlerini bilgilendirmeye başlıyorlar. Küçük yaşlardan itibaren, başkalarına yardım etme konusunda içsel bir güdülenmeye sahip olduğumuz anlaşılıyor. Hatta ilginç bir nokta olarak yardımlaşmanın, yalan söyleme davranışıyla bağlantısını kuruyor ve şunu söylüyor;


“Eğer insanlar birbirlerinin yardımseverliğine güven duyma eğiliminde olmasalardı, yalan söyleme diye bir şey zaten ortaya çıkamazdı.” Yalan söyleyerek karşı tarafı yanıltma davranışı insan iletişimin doğasında var. Çocukluktan itibaren de görülüyor. Doğalmış diye buna çok da başvurmamakta fayda var; o zaman güvenilirliğimiz kalmaz.

Aynı yazarın İnsan Ahlakının Doğal Tarihi kitabında ise konu şuralara açılıyor: İnsan ilişkilerinin oldukça geçmişine baktığımızda, yüzbinlerce yıl öncesinde aç kalmamak ve avlanmak için ortak çalışmak zorunda kaldıkları; dolayısıyla ortak hareket etme gerekliliği içerisinde oldukları görülüyor. Çocuklarda da ortak duyguyu paylaşma (duygudaşlık) zemininde ortaklaşma görülüyor. Ortak amaç doğrultusunda hareket etmeyle beraber bireylerin bilgi ve becerileri gelişiyor, rol paylaşımı ortaya çıkıyor. Tabii topluluk oluşumu süreciyle beraber bedavacılar da ortaya çıkmaya başlıyor. Avı yakalamak için çaba sarf etmediği halde avdan pay almaya çalışanlar. Bu bedavacıları dışarıda bırakmak ve iş birliğini sürdürmek için ortaklar birbirine saygı duymaya başlıyorlar. Birbirlerini eşit hak sahibi görüyorlar ve ikinci-şahıs failler olarak kabul etmeye başlıyorlar. Yani “Biz” bilinci oluşuyor.

Konu burada da durmuyor ve üçüncü bir boyut olarak bireylerin üstünde bir birleştirici unsurun kabul edildiği nesnel ahlak, kolektif bilinç, toplumsallık, kurumlar, inanç birlikleri ve bunlara bağlı rol idealleri ortaya çıkıyor. Cezalandırılma korkusu ve suçluluk duyguları daha da gelişiyor.


Toparlayacak olursak, sosyal bir şekilde yaşayan; yardımlaşmak ve paylaşmak zorunda olan insan, üç boyutta ilişki ve iş birliği kuruyor:

Birinci düzeyde karşısındakiyle ortak duyguları paylaştığı, aynı olduğu için ilişki kuruyor (Çocuklarda, akraba ve arkadaş ilişkilerinde olduğu gibi).

İkinci düzeyde zorunlu iş birliğine dayalı ortak amaç etrafında toplanıyor ve “Biz” bilinci oluşuyor.

Üçüncü düzeyde bireylerin üzerinde kolektif bir yapı üzerinden bağlılık ortaya çıkıyor ve nesnel ahlak gelişiyor.

Yani, birey düzeyinde, iş birliği düzeyinde, kültür düzeyinde ilişkiler kuruluyor.

Gruplar büyüdükçe hile yapma ihtimali de artıyor tabii.

Bütün bunlar neden önemli? Veya hangi açıklardan önemli?

Birincisi, iş birliği yapmak insanın yaşamını sürdürebilmesi açısından çok önemli. Geçmişte atalarımız öyle yapmasaydı belki biz olmayacaktık.

İkincisi, bu örgütlenme içerisinde haklı, haksız; olumlu, olumsuz gibi bir sürü kavram ortaya çıkıyor. Ve bu bizim kişiliğimizi şekillendiriyor ve belki de yaptığımız bütün davranışlar ve düşünme şekillerimiz bile bu yapılanma merkezli oluyor.

Üçüncüsü, yalnızlık diye bir şey yok. Valla yok. Zaten hep ilişkilerin içindeyiz. Varsa belki derdini anlatamamak vardır. Uğraşınca o da olur zaten. Bir kere kavramın kendi bir tuhaf. Yalnızlık, bir olgu değil ki. Ortada bir yalnızlık var; bir de bunun içinde olanlar ve dışında olanlar diye bir şey yok. İnsanların uydurmaya çalıştığı yalnızlık kavramı, bir durumu bence iyi bir şekilde tarif etmediği için hiçbir yere oturmayan bu yüzden de kafa karıştırıp sorun çıkaran tuhaf bir kavram. İnşallah aramızdan ayrılır bir daha da kendisinden haber almayız.

Kaynaklar

1. Tomasello, M. (2016). İnsan Ahlakının Doğal Tarihi, (A. Onacak, Çev.) İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları

2. Tomasello, M. (2015). Neden Ortaklıklar Kurarız, (B. Tunçgenç, Çev.) İstanbul: Alfa Yayınları

159 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Yürümek