İlişkiler ve duygudurum

En son güncellendiği tarih: Şub 5

İlişkilerin, Duygusal Rahatsızlıklarla Bağlantısı


Depresyon ve anksiyete duygusal, davranışsal sorunlar yaratan psikiyatrik hastalıklar. Aynı zamanda uzun süreli reaksiyonlar. Gazeteci ve yazar Johann Hari, Kaybolan Bağlar kitabına ‘Depresyonun Gerçek Nedenleri ve Beklenmedik Çözümler’ alt başlığını eklemiş. Bu duygusal hastalıkların, İlişkilerle ve kurulan bağlarla ilgisine dikkat çekiyor. Kendisi de uzun yıllar depresyon tedavisi görmüş daha sonra 3 yıl süren; 60000 km yol ve 200’den fazla röportaj içeren yolculuğa çıkmış ve insanlarla konuşarak bilgi toplamış. Aynı zamanda tedavilerle ilgili araştırmaları incelemiş ve ilaç tedavilerini eleştirmiş. Kitabın bir yerinde ilaç tedavilerinin önemine kısa bir vurgu yapıyor ama uzun bir süre eleştiriyor. Bu kısmında biraz abartılı yaklaşıyor bence. Sonuçta hekim değil, alanın dışından bir insan ve alanı tam kavramamış olabilir.

Her neyse, depresyon ve anksiyetenin aslında beraber görüldüğü; bunların hayatımızdaki gerçek sorunlarla bağlantısı olduğu, yaşadığımız şeylere bağlı olarak bu duygusal sorunların yaşanmasının doğal olduğunu dile getirmesi dikkat çekici. Depresyonun beyin kimyasıyla ilgisinin olmadığını; yaşantılarımızla ilgili olduğunu sıklıkla vurguluyor.


Konuya stres açısından da bakarsak uzun süreli stresin hayatımızdaki yıpratıcılığı ortada. Bunun bizim ya da beynimizin yarattığı bir şey; kimyasal bir sorun olarak değil yaşadıklarımızın doğal sonucu olduğunu söylemesi aslında oldukça anlamlı ama aynı zamanda da dikkatli olunması gereken bir konu galiba. Sonuca bakıldığında ortada kimyasal ya da tıbbi sorunlara da dönüşmüş bir durum olabiliyor. Her türlü tedavi ve terapi desteği önemli.


Bir de çevreyi ya da kaderi suçlamaya vardıracak kadar sorunu çevreye yüklememekte yarar var. Böyle düşünürsek sorunlarımızı çözmek için çaba göstermek yerine rahatsız ola ola çözüm aramayıp her şeyin kendiliğinden düzelmesini bekleyebilir ya da karamsarlaşabiliriz.

Bu noktada Doktor Gabor Mate’in ‘Vücudunuz hayır diyorsa’ kitabı çok değerli. Stresin, geçmiş yaşadıklarımız ve hayatımızdaki ilişkilerle bağlantısına dikkat çekiyor. Yakın çevremizdeki insanların, özellikle ailemizin bize davranış şeklinin bizi etkilediğini; kendimize verdiğimiz değerde önemli payı olduğunu, burdan yola çıkarak bazen stresi iyi yönetemediğimizi ya da duygusal sorunlarla baş etmeyi sağlıklı bir şekilde öğrenemediğimizi, ya da yaşadıklarımıza bir takım tepkiler geliştirdiğimizi, bunun da kronik, dejeneratif hastalıklarla (MS, Als, obezite, kanser...) ilgisi olduğunu söylüyor. Stres ve duygusal sorunlarla baş etmeyi sağlıklı bir şekilde öğrenemediğimiz için fiziksel sorunlar yaşadığımız değerlendirmesi bana önemli geliyor.


Bu durumda destek almak ve yapıcı ilişkiler kurmanın önemi ortaya çıkıyor.

Kaybolan Bağlar’a dönecek olursak, Johann Hari, depresyon ve anksiyetenin esas nedeninin kopukluk olduğunu söylüyor ve 9 farklı neden tanımlıyor: Anlamlı doyumlu çalışmadan, diğer insanlardan, anlamlı bulduğumuz değerlerden, çocukluk travmalarını kabullenmekten, statü ve saygıdan, doğal dünyadan, umutlu ya da güvenli bir gelecekten kopuk olmak. Ve genlerin ve beyindeki değişimlerin gerçek payı başlığı altında depresyonun genler ve beyinle ilişkisiyle ilgili elde ettiği bazı araştırma sonuçlarını aktarıyor.


Genel öneri olarak, yeniden bağ kurulması gerektiğini söylüyor. Diğer insanlarla, anlamlı bir işle, anlamlı değerlerle yeniden bağ kurulmalı diyor.

Duygu paylaşımından doğan sevinç yaşanmalı; kendine bağımlılık aşılmalı, çocukluk travması kabul edilmeli ve aşılmalı. Bunlar başlıklar, kısa geçtim.


Sosyalleşme reçetesi de öneriyor. Mesela, kıskançlığın sosyalleşme açısından sorun olduğuna dikkat çekip; hatta bu reçetede (yazarın hekim değil gazeteci olduğunu hatırlatayım) röportaj yaptığı birinin şöyle bir teknik kullandığını kendisine söylediğini aktarıyor: “Bir kişiyi kıskandığımı hissettiğimde başına (kıskandığı, kızdığı kişinin) güzel bir şey geldiğini hayal ediyorum.”

(Ben tekniği böyle anladım 🤔)


Dikkat çektiği noktalar ve öneriler bana, oldukça doğru ve insani açıdan anlamlı görünüyor. Kendi yaşadığı sorunlardan yola çıkması belki önemli şeyler yakalamasına ama aynı zamanda bazı noktaları da ön plana çıkararak abartılı sonuçlara varmasına neden olmuş sanki. Belli ki kendisi yalnızlıktan muzdarip olmuş. İlaç tedavisiyle ilgili genellemeleri abartılı ve yanlı. Tıbbi bir konu olmasının dışında, bir noktada kendisinin de dediği gibi insanların elindeki çözümleri anlamsızlaştırmamak lazım.


Sonuçta ikisi de değerli kitaplar. İlişkilerin, psikolojimizi ve dünyayı algılama şeklimizi ne kadar etkilediği ortada. Tahmininizden de fazla. İnsan olmanın gereği. Diğerlerinden hem öğreniyoruz hem etkileniyoruz hem de kendimizi ona göre konumlandırıyoruz. Bu olgu, primatlarda hatta başka canlılarda bile var.


Kaynaklar


1. Johann Hari, Kaybolan Bağlar, çev. Barış Engin Aksoy, (İstanbul: Metis Yayınları, 2019)

2. Gabor Mate, Vücudunuz Hayır Diyorsa, (İstanbul: İletişim Yayınları, 2019)



52 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Zekâ (1)